Uzm. Dr. M.Fatih Somuncu'nun Tuz Hakkındaki Yazısı

İçerdiği mineraller ile insan vücudunun hayati fonksiyonlarını devam ettirmekte önemli bir yere sahip olan tuz, vücutta eksildiği takdirde pek çok hastalığa neden oluyor. Tuz minerali eksikliğinde sinir sistemi çalışmıyor, kas hareketleri yapılamaz hale geliyor.

Ayrıca doğal bir antidepresan olan tuz, eksikliği durumunda kişiyi depresyona dahi sokabiliyor. Doğal bir mineral olan tuz, vücudumuzdaki kan miktarı ve tansiyon seviyesi için önemlidir. Vücudun elektrolit dengesini sağlayan tuz, alınması gereken miktarlarda tüketildiği takdirde, vücudun asit – baz dengesini koruyarak kas kramplarının önüne geçer. Bazı kişilerde vücutta aşırı su birikmesi ya da aşırı tuz kaybı sonrası oluşan tuz eksikliği, ölümcül sonuçlar doğurabilecek sağlık sorunlarına neden olur.

Sağlığını korumak isteyen kişiler mutlaka günlük tuz kullanım oranlarına dikkat etmesi gerekir. Vücutta oluşan tuz eksikliğine karşı kaybedilen tuz geri kazandırılmalı. İlk etapta tuzun kaybedilmesi vücutta fark edilmese de ileri zaman da sorunlar hızlıca art arda görülür. Bu nedenle kişiler beslenmelerine dikkat etmeli ve ideal oranlarda tuz kullanmalıdır.

Vücudunuzun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organı böbreklerinizdir. Sağlıklı böbrekler fazladan alınan sodyumun büyük bir kısmını kolayca atmaktadır. Tuzun fazlasını terleme ile de atarsınız. Eğer böbrekleriniz yeterince çalışmazsa fazla tuzu atmakta güçlük çekersiniz. Vücudunuzda sodyum birikir, yüzünüzde, bacaklar ve ayaklarınızda şişmeler meydana gelir. Vücutta aşırı sodyum birikmesi sonucu oluşan bu belirtilere tıp dilinde ‘ödem’ denilmektedir.

Kaya tuzu tercih edilmesi gereken tuz çeşididir. Piyasada kaya tuzu diye satılan çoğu ürünün  gerçek manada kaya tuzu olmadığı yapılan incelemelerde görülmüştür. Bu nedenle çok dikkat edilmesi gerekir.

Yapılan çalışmalarda vücudumuza giren sodyumun ¾ ünün gıdalardaki gizli sodyumdan kaynaklandığı, sofra tuzunun ise yalnızca 1/4 bölümden sorumlu olduğu saptanmıştır. Hazır gıdalardaki gizli sodyum kaynaklarını ortadan kaldırmak yerine öncelikle sofrada lezzet unsuru olarak kullanılan az miktardaki tuzun kısıtlamasının damak zevkimizi bozmak dışında çok da büyük bir faydasının olmadığı aşikardır.

Bir günde alınması gereken tuz miktarının en fazla 5-7 gram olduğu kabul edilmektedir. 1 tepeleme çay kaşığı tuz 6 gramdır. “Fazla tuz tüketimi hipertansiyona neden olur”. Fazla tuz yani fazla sodyum alımı kan basıncını yükseltebilir. Sürekli olarak böbreklerin tuz süzme kapasitesinin üzerinde tuz tüketilmesi sonucunda vücutta sodyum birikir.

Aşırı miktarda sodyum alınmasının kan basıncını yükselttiği ve bu durumun da kardiyovasküler hastalıkları artıran önemli bir risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü ölümler için önlenebilir risk faktörlerinin başında kan basıncı yüksekliğinin geldiğini belirtmektedir. Aşırı tuz tüketimi global bir problemdir. WHO tarafından aşırı tuz alımının azaltılması önerilmektedir  2003 yılında yayınlanan WHO raporunda kişi başına günlük tuz tüketiminin 5 gramı aşmaması tavsiye edilmektedir. Bu hedef doğrultusunda ülkemizin de içinde bulunduğu birçok ülkede aşırı tuz kullanımının azaltılması konusunda çalışmalar yapılmaya başlamıştır.

Aşırı tuz tüketimi de , yeterinden az tuz alınması da hipertansiyona neden olmaktadır. Tuz alım oranı kadar , yeterli su alınması da hipertansiyon gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Ayrıca bir başka  önemli nokta ise sodyum-potasyum oranıdır. Tuz kısıtlaması kadar yetersiz potasyum da hipertansiyona neden olmaktadır. Yani aslında Na-K dengesi burada önemli role sahiptir.

İşlenmiş gıdalardaki Sodyum miktarı asıl gizli Na alımına neden olmaktadır. Tuz tadı vermediğiiçin işlenmiş gıdalardaki Na oranı gözden kaçmaktadır. Gizli Na kaynaklarındaki sodyum çeşitleri; Monosodyum glutamat (E 621), sodyum karbonat (E 500), sodyum benzoat (E 211), sodyum sülfit (E 221), sodyum nitrat (E 251), sodyum asetat (E 262), sodyum askorbat (E 301), sodyum sitrat (E331),  sodyum sülfat (E 514) ve sodyum sakarin (E 954) gizli sodyum içeren maddelerden birkaç tanesidir

Doğal tuz gerekli bir madde iken rafine edildikten sonra sorun yaratabilmektedir. Rafine edilmemiş kaya tuzunda sodyum ve klorürün yanı sıra kalsiyum, fosfor, magnezyum, selenyum, silisyum, lityum vb. gibi vücudumuz için gerekli olan ve bazıları doğada az bulunan “eser mineraller” de bulunmaktadır. Bu eser mineraller doğal tuz dışında doğal kaynak suyu ve maden sularında da bulunabilirler. Tuz rafine edilerek işlendikten sonra içeriğindeki eser mineraller çok azalır. Himalaya Tuzu ticari bir tanımlamadır. İtibar edilmemelidir. İşlenmemiş kaya tuzu tüketilmesi en sağlıklı olanıdır. Bundan da önemlisi katkı maddeli işlenmiş gıdalardaki gizli sodyum alımına dikkat edilmelidir.

Yetersiz tuz alınması ise  depresyon, anksiyete gelişimine  yol açmaktadır. Fazlası zararlı olduğu gibi azı da zararlıdır. Az tuz tüketilmesi ayrıca şu belirtilere de yol açar ; Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, konsantrasyon ve dikkat eksikliği, baş ağrısı ve baş dönmesi, uyku bozuklukları, tükenmişlik hissi, kusma, kas krampları, ağrılar.

Özet olarak; tuz konusu önemlidir ancak gereğinden çok abartılmaktadır. Önemli olan, fazla tuz tüketilmesi değil, rafine tuz tüketilmemesidir. Kaya tuzu gibi işlenmemiş tuz kullanımı, yeteri kadar su alınması, Na-K dengesi çok çok önemlidir. İşlenmiş gıdalardaki sodyuma çok dikkat edilmelidir. En önemlisi işlenmiş gıdalardaki gizli tuz yani sodyum alımının kesilmesidir.

Bu yazı tarihinde yazıldı - 112 kez okundu.